← Makaleler

Kuran'a Göre İbadet Nedir, Ne Değildir?

🗓 31 Mayıs 2024 🕐 7 dk okuma
Kuran'a Göre İbadet Nedir, Ne Değildir?

İslam Fıkhı ve İslam’ın Siyasallaşması

Yaklaşık iki yüz elli yıl sonra Emevîlerle başlayan saltanat dönemi İslam’ın siyasallaşmasına yol açtı. Abbasîler döneminde İslami ilimler sistemleştirildi ve kurumsallaştırıldı. İmam Şafi’î hadisleri Kur’an gibi vahiy kaynağı olarak kabul ederek İslam fıkhında büyük bir değişime neden oldu.

Fıkıh temel olarak üç bölüme ayrılır: İbadat, Muamelat ve Ukubat. Fıkıh kitaplarında ibadet, abdest, namaz, oruç, hac, zekât ve kurban gibi ritüelleri kapsar. Ancak Kur’an’da ibadet kavramı farklı şekilde tanımlanır. Bu “fıkıhla Kur’an arasındaki en büyük kargaşanın yaşandığı kavramlardan biri” ibadet kavramıdır.

Yüce Allah Kur’an’da insanın yaratılış amacının ibadet olduğunu bildirmiştir: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 56).

Melekler, insanın yeryüzüne halife olarak gönderilmesine itiraz etmişlerdir: “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi var edeceksin?” Bu itirazdan, insanın yaratılış amacının ritüel ibadetinden daha geniş bir kapsamı olması gerektiği anlaşılır.

Namaz ve İbadet Farklıdır

Allah, ibadet ile namaz, oruç ve hac gibi şiarlar (semboller/ritüeller) arasını ayırmıştır: “Bana ibadet et ve beni anmak için namazı kıl.” (Taha, 14).

Beyyine suresinde de: “Kendilerine gazap edilenler ile sapanlardan değil, ancak hakka yönelerek dini yalnız Allah’a has kılarak O’na ibadet etmek, namazı kılmak ve zekâtı vermekle emrolunmuşlardı” pasajından ibadetin, namaz ve zekâttan ayrı bir şey olduğu anlaşılır.

Sırat-ı Müstakim (Dosdoğru Yol) Nedir?

Allah’a ibadet etmenin yolu sırat-ı müstakim’dir: “Ve bana ibadet edin, işte dosdoğru yol budur.” (Yasin, 61).

Kur’an, sırat-ı müstakim’in ayrıntılarını sunmuştur. En’âm suresinde (151-153), Allah şunları emretmiştir:

  • O’na hiçbir şeyi ortak koşmamak
  • Ana babaya iyilik etmek
  • Fakirlik korkusuyla çocukları öldürmemek
  • Kötülüklerin açığına ve gizlisine yaklaşmamak
  • Haklı sebep olmadan cana kıymamak
  • Yetimin malına güzel şekilde yaklaşmak
  • Ölçü ve tartıyı adaletle yapmak
  • Söz söylerken adil olmak
  • Allah’a verilen sözü tutmak

“İşte düşünüp öğüt alasınız diye Allah size bunları emretti. Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur (Sırat-ı Müstakim), buna uyun; başka yollara sapmayın.”

Bu doğru yol, Hz. Musa’ya gönderilen On Emir’dir ve tüm medeniyetlerde insanlar bu ilkelerde uzlaşmıştır. Haksız cinayete, yetim malı yemeye hiçbir grup razı olmaz.

Şeytanın Tuzağı ve Ahlak Merkezli İslam

Şeytan, insanları sırat-ı müstakim’den sapmaya çalışır: “Andolsun ki ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolun üzerine oturacağım.” (A’râf, 16).

Şeytan camilerde değil, günlük hayatımızda, pazarlarda ve iş yerlerinde bize yaklaşır. Anne babaya itaatsizlik, yetim malı yeme, zina veya ölçü-tartıda hile yapma gibi konularda insanları saptırmaya çalışır.

Dünya hayatı “aldatıcı” (ğarur) bir menfaattir: “Dünya hayatı, aldatıcı bir menfaatten başka bir şey değildir.” (Âl-i İmrân, 185).

Şeytanın hedefi, dünya hayatında insanın sırat-ı müstakim’den sapmalarını sağlamak ve insanlar arasında kaos, kargaşa ve sevgisizlik oluşturmaktır. O, yapılan namaza, kesilen kurbana değil insani ilişkilere saldırır.

Fatiha Suresi ve Sıratı Müstakim

Müfessirler Fatiha suresinin sonundaki “Kendilerine gazap edilenler” ve “sapanlar” ifadelerini özel gruplara işaret ettiğini söylerler. Ancak bunlar, dosdoğru yoldan çıkan herkesin sınıflandırmasıdır:

“Kim bir mü’mini kasıtlı olarak öldürürse onun cezası içinde sürekli kalmak üzere cehennemdir.” (Nisa, 93).

“Kim Allah’a ortak koşarsa uzak bir sapıklığın içine düşmüştür.” (Nisa, 116).

Fatiha suresinde geçen gazap, bu tür suçlardan dolayı gelir. Şeytanın namazı kılıp kılmamanızla fazla ilgilenmediğini, çünkü bunun Allah ile kalbi bağınız olduğunu biliyor. Ancak Allah’ın kullarıyla olan karşılıklı ilişkileriniz onun asıl hedefidir.

Allah sizi salih amellerinizden hesaba çekecektir. Siz ibadet ederek sırat-ı müstakim üzere yaşar ve Allah’tan yardım dilersiniz. Bu yardım Allah ile olan kalbi bağınızdan geçer: “Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım dileyin.” (Bakara, 153).

İbadet ve Halifelik

İnsanoğlunun yaratılış gayesi olan ibadet, bireyin etrafındaki insanlarla olan ilişkisinde ortaya çıkar. İbadet kelimesi “çalışmak, hizmet etmek” anlamlarına gelmektedir.

Allah’ın “Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim” sözüyle insana yüklediği halifelik görevi çalışmak ve üretmekle gerçekleşir: “De ki: Çalışın, yaptıklarınızı Allah da görecektir…” (Tevbe, 105).

İnsan ahlakı ve amelleriyle yükseldikçe yaratılış gayesine yaklaşır. Bilgisi arttıkça etrafındaki olaylar üzerindeki tasarrufu artar ve Allah’ın verdiği nimetleri bu evrenin faydasına sunmayı başarır.

Ahlak, İslam’ın ana eksenidir. Ayette şöyle buyrulur: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa öylece sakının.” (Âl-i İmrân, 102).

Camilerimiz namaz kılanlarla dolup taşarken, toplumda ahlak yok olmuştur. İslam, alimlerimizin sunduğu gibi ahlakın bulunmadığı bir din değildir.

İslam ve İman Arasındaki Fark

Dinde ezanın, abdestin, namazın, oruçun, hacın ve zekâtın büyük bir önemi vardır. Ancak asıl karmaşa İslam’ın şartları ile İmanın şartları arasında yaşanmaktadır.

“İman beş şart üzerine kurulmuştur” doğru bir ifade iken “İslam beş şart üzerine kurulmuştur” hatalıdır. İslam evrenseldir, iman özeldir. Hz. Musa’ya, Hz. İsa’ya veya Hz. Muhammed’e iman edenler olabilir.

Tüm insanlığı kapsayan evrensel olan İslam’ın şartları: Allah’a iman, ahiret gününe iman ve salih amel işleme.

İmanın şartlarına gelince; samimi bir mümin Hz. İsa’nın takipçisi ise onun usulünce namaz kılmalı. Hz. Muhammed’e tabi isek, onun kıldığı gibi namaz kılmalı, Ramazan orucunu tutmalı, zekât vermeli ve Beytullah’ı haccetmeliyiz.

Allah’ın şu ölçüsünü unutmamak gerekir: “Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez.” (Bakara, 286).

Sonuç

Dinlerin, milletlerin, devletlerin birbiriyle savaştığı şu ahir zamanda, Yüce Allah’ın şu sözüne dönmemiz gerekir: “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki Allah’a karşı gelmekten sakınasınız.” (Bakara, 21).

Allah’ın dosdoğru yoluna sımsıkı sarılmalıyız. Güzel ahlakla kuşanmalı ve müslüman, mümin ve diğer insanları insanlıkta kardeş olarak gören özgür insanı inşa etmek için çalışmalıyız.

“Allah sizden iman edip salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri hükümran kıldığı gibi onları da yeryüzüne hükümran kılacağını vaad etti… Onlar bana ibadet eder, hiçbir şeyi bana ortak koşmazlar.” (Nur, 55).