KUR'AN, SÜNNET VE TIBBÎ VERİLER İŞIĞINDA ÇOCUK YAŞTA EVLİLİK SÖYLEMİNİN ELEŞTİRİSİ
İslam düşüncesinde geleneksel fıkhın bazı anlayışları ile ilahi vahyin temel ilkeleri, yani Kur’an hükümleri arasında çoğu zaman belirgin çelişkiler ortaya çıkabilmektedir. Bu çelişkilerin en çok tartışılan konularından biri, çocuk yaşta evlilik iddiası ve buna bağlı olarak geliştirilen fıkhi söylemlerdir. Günümüzde bu geleneksel fıkıh anlayışının bir sonucu olarak, ergenlik çağına ulaşmamış kız çocuklarının evlendirilmesi gibi kavramlar hâlâ savunulabilmekte ve bazı coğrafyalarda (örneğin Yemen) uygulanabilmektedir. Oysa Kur’an metni, peygamberî ahlak, tarihsel veriler ve tıbbi gerçeklikler bir bütün olarak incelendiğinde, İslam’da çocuk yaşta evliliğin hiçbir temelinin bulunmadığı açıkça görülmektedir.
1. Kur’an’da Evliliğin Mahiyeti: “Mîsâk-ı Ğalîz” ve Ehliyet Şartı
Kur’an-ı Kerim, evlilik kurumunu rastgele bir birleşme değil, son derece ağır yükümlülükleri olan hukuki ve ahlaki bir yapı olarak tanımlar. Nisâ Suresi 21. ayette evlilik “mîsâk-ı ğalîz” (güçlü/ağır bir sözleşme) olarak adlandırılmıştır. Bu kavram, Kur’an’da Allah’ın ahdini yerine getirme ve sözleşmeyi bozmama ilkesiyle (Ra’d 20, 25) aynı ciddiyet seviyesinde ele alınır. Bunun yanı sıra Rûm Suresi 21. ayette evliliğin amacı; tarafların birbiriyle kaynaşması, aralarında sevgi ve merhametin tesis edilmesi, huzur ve istikrarın sağlanması olarak belirtilir. Evlilik, hayat yolculuğunun zorluklarını birlikte göğüsleme sorumluluğudur. Henüz dokuz yaşındaki bir çocuğun bu ağır hukuki sözleşmenin getirdiği sorumlulukları taşıması, gelecek nesilleri yetiştirme yeterliliğine sahip olması aklen ve mantıken mümkün değildir. Çocuk yaşta evlilik; kız çocuklarının eğitimden, iş hayatından mahrum kalmasına, ruhsal ve fiziksel sağlık açısından ağır tahribatlar yaşamasına yol açan aleni bir hak ihlalidir. Kur’an’da evlilik ehliyeti için tek başına fizyolojik ergenlik de yeterli görülmemiş, buna “rüşd” (akli ve davranışsal olgunluk) şartı eklenmiştir. Nisâ Suresi 6. ayette şöyle buyrulur: “Yetimleri, evlilik çağına gelinceye kadar deneyin. Eğer onlar da bir olgunluk (rüşd) görürseniz, mallarını kendilerine teslim edin…” Bu ayet açıkça göstermektedir ki:
- Evlilik çağı ile rüşd (olgunluk) çağı birbiriyle bağlantılıdır ancak evlilik çağına ulaşmak otomatik olarak reşit olmak anlamına gelmez.
- Rüşd yaşı, alt sınır olarak cinsel ergenlikle başlar ve sonrasında gelişir.
- Ergenlik ve rüşd, evlilik akdinin vazgeçilmez temel ehliyet şartlarıdır. Dünyadaki birçok hukuk sistemi de rüşd yaşını 18, 20 veya 21 olarak belirlemiştir. Cinsel olgunluğa ve rüşde ulaşmamış bir çocuk “nikâh” kelimesinin kapsamına asla girmez. Dolayısıyla ergenlik öncesi bir çocukla yapılan evlilik akitleri batıldır; buna sebebiyet veren veli, koca ve nikâhı kıyan kişiler ağır cezalarla cezalandırılmalıdır.
Kur’an-ı Kerim’de yukarıda bahsettiğimiz “mîsâk-ı ğalîz” (güçlü/ağır bir sözleşme) ile yapılan güçlü hukuki yaptırımları olan eşler arasındaki evlilik birlikteliğinden ayrı olarak bir de “mülk-i yemîn” (sözleşmeli birliktelik) ile yapılan karşılıklı anlaşma esasına dayanan ve yaşanılan ülkenin yasalarını dikkate alma zorunluluğu olan birliktelikler de vardır ki bu şu an ki konumuzun dışındadır.
2. Talâk Suresi 4. Ayetin Yanlış Yorumlanması ve Tıbbi Gerçekler
Geleneksel fıkıh anlayışında, çocuk evliliğine ve dokuz yaş iddiasına en büyük dayanak olarak Talâk Suresi 4. ayeti gösterilmektedir: “Kadınlarınızdan adetten kesilenlerin iddetinde tereddüt ederseniz, onların iddeti üç aydır. Henüz adet görmeyenler (ve’l-lâî lem yahıdne) de böyledir…” Geleneksel fıkıhçılar bu ayetteki “henüz adet görmemiş olanlar” ifadesini “ergenliğe girmemiş küçük kız çocukları” şeklinde tahrif ederek, ergenlik öncesi çocukların evlendirilebileceği ve boşandıklarında iddet sürelerinin üç ay olacağı yönünde fıkhi ahkâm bina etmişlerdir. Oysa bu ifadenin küçük çocuklarla hiçbir ilgisi yoktur: a) Ayetteki “Şüphe/Kararsızlık” (Ribe) Vurgusu Ayette “Eğer şüphe/tereddüt ederseniz…” ifadesi kullanılmıştır. Şüphe (ribe), kararsızlık durumunu ifade eder. Küçük bir kız çocuğunun adet görüp görmediği veya hamile olup olmadığı konusunda hiçbir tereddüt doğmaz. Eğer kastedilen çocuklar olsaydı “şüphe ederseniz” kaydı anlamsız olurdu. Ayet, boşanma iddeti hususunda tereddüt yaşanan tüm yetişkin kadın durumlarını (menopoza girenler, hamileler ve biyolojik nedenlerle adet görmeyenler) düzenlemektedir. b) Biyolojik ve Tıbbi Sebeplerle Adet Görmeyen Yetişkin Kadınlar Ayette kastedilen grup, ergin/yetişkin olan, hamile olmayan ve henüz menopoza girmemiş, ancak çeşitli fizyolojik veya tıbbi nedenlerle adeti kesilmiş veya henüz adet görmemiş kadınlardır. Nitekim tıp biliminde yetişkin bir kadının adet görmemesine (amenore) veya adetin kesilmesine yol açan başlıca durumlar şunlardır:
- Doğal Emzirme: Emziren kadınlarda hormonal değişimler sebebiyle yumurtlama geçici olarak durur ve adet görülmez (Nitekim emzikli bir kadının boşanması durumunda iddeti üç aydır).
- Çeşitli Hormonal Nedenler: Yumurtlamanın gerçekleşmemesi.
- Erken Menopoz: Yumurtalık işlevlerinin beklenenden önce durması.
- İlaç Kullanımı veya Bağımlılık Yapıcı Maddeler: Hormon sistemini etkileyerek yumurtlamayı durdurur.
Yukarıda sıraladığımız dört maddenin dışında tıp alanında bilinen başka sebepler de sıralanabilir; merak edenler ve konunun uzmanları detaylı olarak araştırabilir. c) Kur’an’dan Örnek: “Âkır” ve “Akîm” Kavramları Arasındaki Fark Kur’an-ı Kerim, tıbbi bir rahatsızlık nedeniyle adeti kesilen ve “henüz adet görmeyenler” kategorisine giren duruma Hz. Zekeriya’nın eşini örnek verir.
- Âkır (Kısır/Geçici Engel): Meryem Suresi 5. ayette Hz. Zekeriya, “Karım da kısırdır (âkır)…” der. “Âkır”, hamile kalmaya veya gebeliğin tamamlanmasına engel bir rahatsızlığı olan ancak bu engeli tedavi edilebilir kadını ifade eder. Enbiyâ Suresi 89-90. ayetlerde Allah’ın “Ona Yahya’yı bahşettik ve eşini onun için ıslah ettik (iyileştirdik)” buyurması, Hz. Zekeriya’nın eşindeki tıbbi engelin kaldırılarak doğurganlığın geri kazandırıldığını gösterir.
- Akîm (Tam Kısırlık): Zâriyât Suresi 29 ve Şûrâ Suresi 50. ayetlerde geçen “akîm” ise biyolojik olarak hiç doğuramayan, tamamen kısır olan durumu ifade eder (Hz. İbrahim’in yaşlı ve kısır eşinde olduğu gibi):
“Bunun üzerine karısı çığlık atarak döndü ve elini yüzüne vurarak: ‘Kısır bir yaşlı kadın mı (doğuracak)?’ dedi.” (Zâriyât, 29) “Yahut onları erkekler ve dişiler olarak çift kılar. Dilediğini de kısır yapar. Şüphesiz O, bilendir, güç yetirendir.” (Şûrâ, 50) Dolayısıyla Talâk 4. ayetteki grup çocukları değil, tıp dilindeki biyolojik aksaklıklardan dolayı adet göremeyen ergin kadınları kapsamaktadır.
3. Hz. Âişe’nin Evlilik Yaşı ve Tarihsel Analiz
Çocuk yaşta evlilik iddialarına dayanak yapılan ikincil husus, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Hz. Âişe ile dokuz yaşında evlendiğine dair rivayettir. Ancak bu iddia tarihsel, mantıksal ve dini açılardan tamamen asılsızdır:
- Tarihsel Karşılaştırma: Tarihsel metinlerin, kronolojik bilgilerin ve yaşların karşılaştırmalı analizi yapıldığında, Hz. Âişe’nin Hz. Peygamber ile evlendiğinde 18 yaşında olduğu net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. En güçlü delil, ablası Hz. Esmâ bint Ebî Bekir ile aralarındaki 10 yaşlık kesin farktır; Hz. Esmâ Hicret’te 27-28 yaşında olduğuna göre, ondan 10 yaş küçük olan Hz. Âişe’nin Hicret’te 17-18 yaşlarında olması matematiksel bir zorunluluktur.
- Mezhepsel Kaygıyla Uydurulan Rivayetler: Hz. Âişe’nin Sünni temel hadis kaynaklarında Hz. Peygamber ile evlenirken yaşının küçük olduğunun iddia edilmesi; 8. ve 9. yüzyıllardaki Emevî-Abbasi dönemi Sünnî-Şiî kutuplaşmasında Hz. Âişe’nin konumunu Hz. Ali, Hz. Fâtıma ve diğer eşler karşısında “özel ve rakipsiz” kılmak amacıyla üretilmiş politik/mezhebî bir rivayet katmanıdır.
- Sünnet ve Vahiy Uyumu: Peygamber’in dokuz yaşında bir çocukla evlendiği iddiası şüpheli bir haberdir. Onun 18 yaşında evlenmiş olduğu gerçeği, hem Yüce Peygamber’in yüksek ahlakıyla hem de Kur’an’ın “rüşd” ve “evlilik çağı” ilkeleriyle tam bir uyum içindedir.
Sonuç
Özetle; Kur’an-ı Kerim evliliği rüşd çağına ermiş, akli ve fizyolojik olgunluğa ulaşmış bireyler arasında gerçekleşen “güçlü bir sözleşme” olarak kabul eder. Talâk Suresi 4. ayette geçen ifadelerin küçük kız çocuklarıyla hiçbir ilgisi olmayıp tıbbi ve biyolojik nedenlerle adet göremeyen yetişkin kadınları tanımlamaktadır. Hz. Peygamber’in Hz. Âişe ile dokuz yaşında evlendiği iddiası tarihsel verilerle çürütülmüş olup gerçek evlilik yaşı 18’dir. 21. yüzyılda çocukların haklarını ihlal eden anlayışları dinin emri gibi sunmak Kur’an vahyine ve peygamberî sünnete yapılan büyük bir haksızlıktır.