← Makaleler

Cehennem Sonsuz mu? Dilbilimsel Tefsir Işığında Kur’an’da Rahmet, Cennet ve Cehennem

🗓 12 Ağustos 2026 🕐 4 dk okuma
Cehennem Sonsuz mu? Dilbilimsel Tefsir Işığında Kur’an’da Rahmet, Cennet ve Cehennem

Günümüz din anlayışında sıklıkla karşılaştığımız korku merkezli söylemler, insanları Allah’ın rahmetinden uzaklaştıran ve dini adeta yaşanması imkânsız bir yasaklar yumağı gibi gösteren bir algı oluşturmuştur. Özellikle gençler arasında yaygınlaşan “Her şey günah, Allah sürekli cezalandırmak için bekliyor” düşüncesi, Kur’an-ı Kerim’in özüne ve evrensel mesajına aykırıdır. Kur’an metnini doğru anlamada benim benimsediğim ana metot lügavî (dilbilimsel) tefsir ekolüdür. Bir kavramın Kur’an’ın bütünü içerisindeki kullanımını, kelime köklerini ve Arap dilinin inceliklerini göz önüne alarak incelediğimizde, geleneksel önyargıların aksine bambaşka ve umut dolu bir tabloyla karşılaşırız.

1. “İnsanların Çoğu Cehennem İçin mi Yaratıldı?” (A’râf 179 Analizi)

A’râf Suresi 179. ayette geçen “Zeraknâ li-cehenneme kesîran minel-cinni vel-ins” ifadesi, meallerde genellikle “İnsanların ve cinlerin çoğunu cehennem için yarattık” şeklinde hatalı tercüme edilmektedir. Bu ayet iki temel dilbilimsel incelikle anlaşılmalıdır:

  1. Fiil Seçimi (Halaknâ değil Zeraknâ): Ayette “yarattık” anlamına gelen halaknâ fiili yerine; çoğalttık, ektik, nesil kıldık anlamına gelen zeraknâ fiili kullanılmıştır. Eğer Allah “cehennem için yarattık” deseydi, insanın özgür iradesi yok sayılmış olurdu. Oysa insanoğlunun yaratılış gayesi Zâriyât Suresi 56. ayette açıkça belirtilmiştir: “Ben cinleri ve insanları ancak ibadet etsinler diye yarattım.” İbadetin karşılığı ise cennettir.
  2. Lâm Harfinin İşlevi (Lâm-ul İlme değil Lâm-ul Âkıbe): Ayetteki “li-cehenneme” ifadesinde bulunan lâm harfi, sebep belirten (lâm-ul ille) değil; sonuç/akıbet belirten (lâm-ul âkıbe) harftir. Yani ayet, yaratılış amacını değil; insanların kendi hür iradeleriyle yaptıkları seçimlerin sonucunun cehenneme varacağını ifade eder. Nitekim Kasas Suresi 8. ayette Hz. Musa’nın Firavun ailesi tarafından sudan çıkarılması anlatılırken kullanılan lâm harfi de “kendilerine düşman olsun diye” değil, “sonuçta başlarına düşman kesildi” anlamındadır.
  3. Kesîr ve Ekser Farkı: Ayette geçen kesîr kelimesi niceliksel bir yüzde/oran (örneğin %51 üzerini) ifade etmez; durum belirten bir sıfattır (“pek çok”, “kalabalık bir kitle”). Kur’an-ı Kerim oran belirteceği zaman ekser kelimesini kullanır (“İnsanların çoğu iman etmez” - Yûsuf 103). Dolayısıyla cehennemdeki kalabalık bir kitle kastedilmekte, insanlığın ezici çoğunluğunun cehennemlik olduğu ifade edilmemektedir.

2. Cennet ve Cehennemin Oranı ve Mekânsal Boyutu

Kur’an anlatısında cennet daima ön plandadır ve alanı “gökler ve yer kadar geniş” olarak tanımlanır. Cehennem ise bunun yanında sınırlı ve küçük bir mekândır. Vâkıa Suresi’nde insanlık üç gruba ayrılır:

  • Sâbikûn (İyilikte Öncüler): Önceki ümmetlerden çok, sonrakilerden azdır.
  • Ashâb-ı Meymene (Cennetlikler): “Sülletun minel-evvelîn ve sülletun minel-âhirîn” (Öncekilerden de çoğunluk, sonrakilerden de çoğunluk).
  • Ashâb-ı Meş’eme (Cehennemlikler): Ayette bunların oranı dahi verilmemiş, ikincil planda tutulmuştur.

Dilbilimciler ve alimler, ayette geçen sülle kelimesinin sülüs (üçte bir) kavramı ile yakınlığına dikkat çekerek cennet ehlının ezici bir çoğunluk teşkil ettiğini vurgularlar.

3. Gerçekte Kimler Cehenneme Gidecek?

Kur’an perspektifinden cehennemle tehdit edilen ana kitle iki gruptur:

  1. Mücrimler: Kur’an’da “Müslim” (Allah’a, ahirete inanan ve salih amel işleyen evrensel dürüst insan) tanımının tam zıttı olan; Allah ile bağını tamamen koparmış, ahlaki değerleri fütursuzca çiğneyen kesim.
  2. Zalimler ve Katiller: Nisâ Suresi 93. ayette ifade edildiği üzere, haksız yere, inancından veya masumiyetinden dolayı bir insanı kasten öldüren, insanlığa baskı ve zorbalık uygulayan müteammid katiller.

4. Kur’an’da Kaç Haram Var?

Sanılanın aksine din, insan hayatını kısıtlayan yüzlerce yasaktan oluşmaz. Kur’an-ı Kerim’de evrensel nitelikte, toplum ahlakını ve insan onurunu koruyan 14 temel mutlak haram/yasak bulunmaktadır. En’âm Suresi 151-153. ayetlerinde ve diğer ilgili pasajlarda sayılan bu temel ilkelerin dışındaki alanlar, insanın özgürlük dairesine bırakılmıştır.

5. Cehennem Sonsuz mu? İslam Alimlerinin Yaklaşımı

İslam düşünce tarihinde cehennemin sonsuzluğu (fena-i cehennem) konusu detaylıca tartışılmıştır. Hûd Suresi 107 ve 108. ayetler karşılaştırıldığında şu tablo ortaya çıkar:

  • Cehennem Nitelendirmesi (Hûd 107): “Gökler ve yer durdukça orada kalacaklar. Ancak Rabbinin dilediği başka. Şüphesiz Rabbin dilediğini yapandır.”
  • Cennet Nitelendirmesi (Hûd 108): “Gökler ve yer durdukça orada kalacaklar. Bu, kesintisiz bir ikramdır.”

Cennet için ilahi bir garanti ve kesintisizlik sözü verilirken; cehennem için Allah’ın iradesi ve affediciliği (“Rabbin dilediğini yapandır”) açık kapı olarak bırakılmıştır. İbn Teymiyye, İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye, Muhyiddin İbnü’l-Arabi ve Bediüzzaman Said Nursî (İşarâtü’l-İ’câz) gibi alimler; cehennem azabının belirli bir süreden sonra işlevini tamamlayacağını, oradakilerin zamanla ateşe alışıp (ülfet kazanıp) azap hissinin sona ereceğini veya Allah’ın sonsuz rahmetinin galip geleceğini savunmuşlardır.

Sonuç

Müslüman şahsiyetin temel vasfı benlik, enaniyet ve başkalarını cehenneme mahkûm etme hastalığından (hodfuruşluktan) uzak durmaktır. Bediüzzaman’ın “Milletimin imanını selamette görsem, cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım” duası, bu geniş rahmet ufkunun en somut örneğidir. Bizim görevimiz, insanları korkutarak dinden uzaklaştırmak değil; Allah’ın sınırsız rahmetini, bağışlayıcılığını ve cennetin genişliğini tüm insanlığa bir müjde olarak ulaştırmaktır.