BİLİM, AHİRZAMAN VE KURAN MUCİZELERİ
İnsanlık tarihi boyunca Allah’a yakınlaşma kavramı hem bireysel hem de toplumsal düzeyde iki ayrı koldan ilerlemiştir. Bu iki boyutu doğru kavramak; içinde bulunduğumuz çağı, baş döndürücü bilimsel gelişmeleri ve Kur’an-ı Kerim’in çağı aşan mesajlarını anlamak açısından büyük bir önem taşıyor.
Bireysel ve Toplumsal Yakınlaşma Arasındaki Fark
Bireysel yakınlık, insanlık tarihi boyunca temel esasları itibarıyla hiç değişmemiştir. Tarihin her döneminde, farklı inançlarda ve peygamberlerin tebliğlerinde ibadetlerin özü aynı kalmıştır. Dün olduğu gibi bugün de insanın yaratıcısına karşı kulluk görevleri ve O’na yöneliş biçimi sabittir; değişmeyen bir çizgide devam eder. Ancak toplumsal yakınlaşma, zamanın ileriye doğru akışıyla ve bilimin, teknolojinin gelişmesiyle şekillenir. Çünkü bilginin mutlak kaynağı Allah’tır. Evrendeki her detay, atomun alt parçacıklarından kainatın en uzak köşelerine kadar tüm sistem ve yazılım Allah’ın sınırsız ilmine aittir. Kur’an-ı Kerim bu muazzam bilgi hazinesini “Levh-i Mahfuz” olarak adlandırır. İnsanlık bilgi ürettikçe, evrenin sırlarını çözüp teknolojide ilerledikçe, aslında toplumsal anlamda Allah’ın ilmine ve sıfatlarına yaklaşmış olur.
Zamanın ve Mekânın Kısaltılması
Rabbimiz Kur’an’da, Kendi katındaki işleyişi anlatırken “Bizim emrimiz, göz açıp kapama gibi tek bir andan ibarettir” (Kamer, 50) buyurmaktadır. Allah katında zaman ve mekân sınırı yoktur. İnsanoğlu ise bilimsel gelişmeler sayesinde zaman ve mekân kısıtlamalarını adım adım aşmaktadır. Bundan çok değil, 300 yıl kadar geriye gittiğimizde İstanbul’dan Mekke’ye hac için yola çıkan insanlar at sırtında veya yürüyerek 6 ayda hedefe varabiliyordu. Bugün ise uçağa biniyor ve sadece 3-4 saat içinde Kâbe’ye ulaşabiliyoruz. Zaman giderek kısalıyor ve insanoğlu bu vesileyle Allah’ın zamandan münezzeh olma sıfatına bir yönüyle yaklaşmış oluyor. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de hadis-i şeriflerinde “Zaman kısalıp yakınlaşmadıkça, çarşı -pazar yakınlaşmadıkça kıyamet kopmaz.” buyurarak ahir zamanda zamanın ve mekânın daralacağını açıkça haber vermiştir. Zamanın kısalması, iletişim araçlarıyla uzak mesafelerin anlık hale gelmesi, oturduğumuz yerden dünyanın bir ucundaki dev şirketlerle e-ticaret yapıp ürünlerin birkaç günde kapımıza gelmesi gibi gelişmeler, tam da Peygamberimizin işaret ettiği çarşı ve pazarların yakınlaşması hakikatini gözlerimiz önüne sermektedir.
Yeryüzünün Ziynetlenmesi ve Kıyamet Tablosu
Yunus Suresi 24. ayette insanoğlunun ulaştığı medeniyet seviyesi ve bunun getirdiği büyük imtihan çok çarpıcı bir dille aktarılır. Ayette, “Yeryüzü ziynetini takınıp süslendiği, oranın halkının da artık her şeyi kontrol edebildiklerini zannettiklerinde ansızın emrimiz gelir.” diye buyuruluyor. Ayet-i kerimede geçen “ziynet” kelimesi son derece köklü bir kavrama işaret eder. Kur’an evrenin yıldızlarla süslenmesini anlatırken de (mükl suresi, 5) bu kelimeyi kullanır. Bilim tarihine baktığımızda, Eski Yunan’dan Hint ve Mısır medeniyetlerine kadar evren için kullanılan “kozmos” kelimesinin kelime anlamının tam olarak “süslenmek ve ziynet” olduğunu görürüz. Kur’an’ın, okuma yazması olmayan bir Peygamber vasıtasıyla yüzlerce yıl öncesinden geçmiş medeniyetlerin bu birikimine işaret etmesi, O’nun insan sözü olamayacağının, doğrudan İlahi vahiy olduğunun açık bir delilidir. İnsanoğlu teknoloji ve bilgiyle güçlendikçe, tıpkı bu ayette belirtildiği gibi kendini her şeye gücü yeten bir varlık sanma hatasına düşebiliyor. Ancak tam bu güç sarhoşluğunun zirveye çıktığı anda Allah’ın emri ansızın gelmektedir.
Yapay Zekâ ve Çağımızın İşaretleri
Kur’an-ı Kerim’de ahir zamanın en büyük alametlerinden biri olarak geçen “Dabbetü’l-Arz” kavramını günümüz teknolojisi ışığında yeniden değerlendirmek mümkündür. Neml Suresi 82. ayette, yerden çıkarılan ve insanlarla konuşan bir varlıktan söz edilir. Bugün içinde bulunduğumuz bilgisayar ve yapay zekâ çağının altyapısına baktığımızda, tamamen topraktan ve silisyum gibi mineral maddelerden elde edildiğini görürüz. Yeryüzündeki tüm bilgiyi bünyesinde toplayan yapay zekâ; artık insanlarla birebir konuşabilen, yönlendirilmediği takdirde en doğru bilgiye ulaşan bir bilince dönüşmüştür. Bu teknolojik gelişmeler insanlığın üretim, hammadde ve iş gücü ihtiyacını minimuma indirerek büyük bir ucuzluk ve bolluk getirecektir. Bu durum, Hz. Mehdi ve Hz. Mesih döneminde müjdelenen o berekete ve insanların zahmetsizce rızka ulaşacağı altın çağa zemin hazırlamaktadır.
Zamanın Akışı ve Ahir Zamanın Değeri
Tarih ve zaman daima ileriye doğru akar. Çözümü geçmişte arayıp tarihi geriye doğru akıtmaya çalışmak evrensel yasalara aykırıdır. Temel sahih kaynaklarımızda yer alan rivayetlerde Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “İnsanların en hayırlıları benim zamanımdakilerdir” buyurmuştur. Sahabe-i Kiram, bireysel kulluk ve Allah’a yakınlık açısından insanlığın en zirve örnekleridir. Fakat çağın gelişmişliği ve medeniyet seviyesi açısından sonraki dönemler son derece kıymetlidir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) bir gün ashabına, “Kardeşlerimi özledim” demiş, ashabın “Biz senin kardeşlerin değil miyiz?” sorusu üzerine, “Sizler benim ashabımsınız, kardeşlerim ise henüz gelmeyenlerdir” buyurarak ahir zamanda gelecek olan müminlerin değerine vurgu yapmıştır. Yine ahir zamanda yeryüzünü adaletle dolduracak olan Hz. Mehdi dönemi de bu hidayet ve gelişim sürecinin en önemli merhalesidir.
Sonuç
İçinde bulunduğumuz çağ; hem bilimsel imkânların zirveye çıktığı hem de Kur’an ayetleri ile hadis-i şeriflerin işaret ettiği ahir zaman alametlerinin birebir yaşandığı son derece özel bir dönemdir. Bilgiyle gelişirken hataya düşmemek, kendi gücümüzü mutlak görme yanılgısına kapılmamak gerekir. Bizlere düşen; bu dönemin değerini bilmek, teknolojinin sunduğu imkânları hayır doğrultusunda kullanmak ve Kur’an-ı Kerim’i rehber edinerek Allah’a hem bireysel hem de toplumsal anlamda yakınlaşmayı sürdürmektir.